Pazartesi 4 Mayıs 2026 - 02:24
Şeyh Kabalan, Lübnan Cumhurbaşkanı'na Sert Bir Üslupla Yazdığı Mektupta Ne Dedi?

Havza / Lübnanlı Caferi Müftü ülkesinin cumhurbaşkanına yönelik kaleme aldığı açık mektupta ulusal birliğin İsrail'le müzakere yapmakla sağlamayacağını vurguladı.

Havza Haber Ajansı'nın Çeviri Grubunun bildirdiğine göre Lübnan Caferi Müftüsü ve Şii din adamı Hüccetü'l-İslam Şeyh Ahmet Kabalan, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'a yazdığı açık mektupta şunları ifade etti: "Ulusal çıkarlar ve bunun net dengesi temelinde Sayın Cumhurbaşkanı'na diyorum ki; Lübnan, Ulusal Pakt'a ve ahlaki inançlarına bağlıdır. Lübnan anayasası, Lübnan'ın çıkarlarını ve kaderini belirleyen meseleleri koruyan ulusal ilke ve temeller ile uzlaşı konularını içerir. Bu sabit ve temel prensiplere aykırı olduğu sürece, bunun dışındaki hiçbir gücün değeri yoktur ve 17 Nisan Anlaşması bu kalıcı gerçeğin pratik bir örneğidir."

Şeyh Kabalan şöyle devam etti: "Lübnan tehdit altında olan bir ülkedir ve kendini savunma ile ulusal kapasitelerini güvence altına alma hakkına sahiptir; bu, Washington ve Tel Aviv'in istemediği bir şeydir! Amerika, İsrail'in bölgedeki mutlak çıkarlarına uygun hareket etmektedir. İsrail Beyrut'u işgal ettiğinde, Washington en güçlü çok uluslu güçlerini Lübnan'a gönderdi ve Lübnan yalnızca direniş yoluyla, özellikle de Meclis Başkanı Nebih Berri'nin önderliğinde gerçekleşen ve 6 Şubat ayaklanmasını yöneten tarihi hamlesi sayesinde kendini ve ülkesini geri kazanabildi. Bugün durum daha vahim; Amerika küresel ve bölgesel krizlerin kurucusudur! İsrail'in Filistin'deki katliamlarının, bölgesel savaşların ve 'Arap Baharı' sırasındaki cinayetlerin bir numaralı sorumlusudur ve İran ile yeniden müzakere masasına oturması, Amerika'nın özünde bir düşman olduğunu fiilen göstermektedir."

Bugün İsrail'in Tüm Bölgesel Savaşları Washington Tarafından Yönetilmektedir

Şeyh Kabalan şöyle devam etti: "Bugün İsrail'in tüm bölgesel savaşları Washington tarafından yönetilmektedir ve siz bunu biliyorsunuz. İsrail'in büyük planları, Amerikan askerî planlarıdır ve asıl büyük tehlike burada yatmaktadır. Tüm savaşların ve bu kader belirleyici savaşın mantığı bu temele dayanmaktadır. Şu anda Lübnan hükümetine uygulanan Amerikan baskılarından biri, İsrail rejimiyle doğrudan müzakerelerin başlatılmasıdır. Bu süreçte Lübnan'ın gücü zayıflamış, Lübnan devleti güç ve konumdan yoksun bırakılmıştır. Bu durum, ülkenin zayıflaması, aşağılanması ve ağır bir zarara uğraması anlamına gelirken; cani Netanyahu ise bundan fayda sağlamaktadır."

Şeyh Kabalan şunları vurguladı: "Hiçbir akıl sahibi ve vatansever insan bu durumu onaylamaz. Bu konudaki mesele niyet değil, eylemdir. Eylemin mantığı ise açıkça şunu gösteriyor: Lübnan hükümeti, saldırgan İsrail rejimiyle doğrudan müzakerelere girdiğinde kendi kendini kurban etmiş demektir. Bu adımın sayısız nedeni vardır ve ulusal inanç temelinin dışındadır. Şöyle ki; direniş olmadan Lübnan devletinin artık bir gücü, konumu, temsil kabiliyeti ve caydırıcılığı kalmaz. Konu; ayrılıkçı yaklaşımların çok ötesinde olan ulusal bir mesele, antlaşmalar ve egemenliğin bedelleri meselesidir. Bu süreç, kamuoyunda ve ulusal güç nezdinde, aylarca önce İsrail gazetelerinin 'İsrail, Hizbullah'ın stratejik bir tuzağa düştüğünü zannediyordu' diye yazdığı savaşın gücüne ve yeteneğine dayanmaktadır. Ancak savaşın gerçekliği, bizzat İsrail'in stratejik bir tuzağa düştüğünü gösterdi. Bugün İsrail ordusu tereddüt içindedir ve durumu kontrol altına alma gücünden yoksundur; İsrail'in savaş filosu zayıflamış, askeri gücü ve ağır cephanelikleri yok olmuştur."

Şeyh Kabalan ayrıca şunları vurguladı: "Bir süre önce size 'Nebih Berri'nin aklını ve fikrini kaybederseniz, Lübnan'ı da kaybedersiniz' diye tavsiyede bulunmuştum. Mesele sadece bir isim değil; bu adamın gücü, konumu ve İsrail'den alıp sınırlandırdığı, Amerika'nın hegemonyasını azalttığı nüfuz dosyalarındaki eşsiz yönetimidir. Onun amacı taht ve makam değil; ulusal birlik, İslam-Hristiyan birliği ve bu ülkeyi korumak ile egemenliğini güvence altına almak için ne gerekiyorsa odur. Nebih Berri'nin mantığı aslında şu cümlede özetleniyor: 'Resmi temsilci, eğer gücünü tek bir mezhepten alırsa, Lübnan'ı da kaybeder.' Ulusal bağları görmezden gelen ve kader belirleyici meselelere tek başına giren herkes rolünü kaybeder ve taahhütlerini yerine getiremez. Lübnan, kişisel anlaşmalara değil, ulusal paktlara bağlıdır. Ülkesine siyasi bir grupmuş gibi davranan her cumhurbaşkanı veya resmi temsilci, konumunu kaybeder ve dönemi sona erer. Nebih Berri için iç güvenliği, mezheplerin haklarını, paktların haklarını ve bu mezheplerin mahremiyeti ile ulusal çıkarları kapsayan güvenliği korumaktan daha önemli hiçbir şey yoktur. Bu hükümetin ikinci krizi de işte buradadır: Ülkesine ve halkına, bölgenin en tehlikeli terörist rejimi tarafından tehdit edilen ulusal çıkarlarla çelişen dış gündemlerin lehine tekelciliğe sevdalı bir takım gibi davranmaktadır."

Filistin Halkının Bedenleri ve Lübnan Katliamları Üzerine Kurulan Bir Rejimi Tanımayacağız

Lübnanlı Şii din adamı, Cumhurbaşkanı'na hitaben şunları söyledi: "Lübnan, tarihin ve Allah'ın bir emanetidir; bu emaneti korumanın yolu, Allah'ın peygamberlerinin katili ve halkların düşmanı (İsrail) ile doğrudan müzakere etmekten geçmez. Filistin halkının bedenleri ve Lübnan katliamları üzerine kurulan bir rejimi, tüm dünya tanısa bile biz tanımayacağız. Bunu boş bir tutum olarak değil; direnişin sunduğu ve sunmaya devam ettiği şeylerin, egemenlik mucizeleri dünyasında eşsiz olmasından dolayı söylüyorum. Direniş, Lübnan'ı savunmaya hevesli olan ulusal ordumuzun yanındadır, ordu ki haksız şekilde engel olan hükümet olmasaydı Lübnan'ın sağlam kalkanıdır."

Direniş Bu Savaşta ve Tüm Savaşlarında İktidarın İhmali Yüzünden Harekete Geçmiştir

Şeyh Kabalan şöyle devam etti: "Direniş bu savaşta ve tüm savaşlarında dış çıkarlar için savaşmamıştır. Lübnan'ı yöneten gücün kendi vatanını savunmaktan vazgeçmesi, Siyonistlerin günlük saldırılarına, Güney'i, Beyrut'u ve Bekaa'yı hedef alan hava saldırılarına ve bu aziz ülkenin çıkarlarını hedef alan terörist saldırılara aldırış etmemesi nedeniyle sahaya inmiştir. Bu nedenle Lübnan'ı savunmak, yönetici gücün şüpheli anlaşmalarını engellemek, İsrail'in cephaneliğini yerle bir edecek, caydırıcılık gücüne darbe vuracak ve bu rejimi en tehlikeli krizlerinin kalbine sürükleyecek bir projeyi hayata geçirmek kaçınılmazdı. Nitekim direniş de bu savaşta tam olarak bunu yaptı. Öyle bir savaş ki, İsrailli muhalifler buna 'direnişin İsrail ordusundan aldığı güçlü intikam savaşı' adını verdiler. İşte İsrail ile doğrudan müzakerelerin utancı burada ortaya çıkmaktadır; bu asla kabul edilemez bir durumdur. Hele ki bu ülkenin ve resmi kimliğinin derin bir kökü olan Nebih Berri; Temsilciler Meclisi Başkanı olmadan önce, direnişin komutanı ve 6 Şubat intifadasının lideri İmam Musa Sadr'ın emanetini taşıyan kişidir ve her zaman bu direnişçi ulusal çizginin sembolü, Lübnan'ın ve egemenliğinin güvencesidir."

Şeyh Kabalan şöyle ekledi: "Bu kader belirleyici dönemde, Lübnan'daki yönetici gücün bir savunma politikası oluşturamaması ve bu savaşta ve tüm savaşlarında Lübnan'ın efsanevi güvencesi olduğunu kanıtlayan direnişle sağlam bir ilişki kuramaması son derece şüpheli ve endişe vericidir. Yıkım ve ateşe dair anlatı ve propagandalar içi boş propagandalardır; zira Lübnan'ın savunması patatesle yapılmaz! Ateşle, doğrudan çatışmayla, Tel Aviv'in projesini kırmak ve Lübnan'ın varlığını tehdit eden kapasitesine darbe vurmak için ağır bedeller ödemeyi göze almakla yapılır. Bu, bazen İsrail'in Atlantik cephaneliğini savaş meydanlarına ve ölümcül noktalara çekmeyi gerektirir; nitekim İsrail bu savaşta tam da buna yakalanmıştır."

Şeyh Kabalan şunları belirtti: "Bugün İsrail'in caydırıcılığı, İHA'lar ve doğrudan isabet eden füzelerle yerle bir edilmektedir; öyle ki bu durum Netanyahu'yu, Lübnan hükümetini Washington'ın 'Lübnan'ın İsrail'in güvenliğine yönelik taahhütleri' olarak adlandırdığı tehlikeli belgesine uygun olarak direnişe karşı istenen görevleri yerine getirmeye zorlamak için Washington'dan yardım dilenmeye mecbur bırakmıştır."

Şeyh Kabalan şöyle vurguladı: "Bu belgenin asıl tehlikesi, yarım asra yakın bir süredir Lübnan'ı, devletini ve egemenliğini savunmak için savaşan direnişi silahsızlandırmak üzere terörist İsrail ordusunu Lübnan hükümetinin emrine vermesidir. Bu belgenin utancının zirvesi ise, zayıf yönetici gücü koruma kapsamına alırken, güçlerin kaynağı ve bu ülkenin meşruiyetinin temeli olan Lübnan halkını bunun dışında tutmasıdır."

İsrail ile Doğrudan Yapılan Utanç Verici Müzakerelerle Hiçbir Ulusal Birlik Sağlanamaz

Şeyh Kabalan şunları ifade etti: "Bugün vakit, şu anki o boş gücün (hükümetin) yaptığı gibi İsrail işgaline, saldırganlığına ve vahşi yıkımına göz yummak değil; Lübnan'ı, halkını ve bağımsızlığını savunmak için ulusal birlik vaktidir. İsrail ile yapılan doğrudan utanç verici müzakerelerle ulusal birlik olmaz. Meşruiyet, onunla doğrudan müzakere etmekte değil, yalnızca İsrail'e düşmanlıktadır."

"Güney'in, Dahiye'nin, Bekaa'nın ve ülkenin dörtte üçünü oluşturan diğer ulusal güçlerin halkının; bu korkunç siyasi çöküşün ve utanç verici seçeneklerin nedenini Cumhurbaşkanlarına sorma hakkı vardır. Ayrıca yönetici gücün Lübnan ordusunun ulusal ve kutsal görevini yerine getirmesini engellemedeki büyük hatası, adeta Ağlama Duvarı'nda gözyaşı döken bir ülkenin diplomasisi ve ilk ateşkes zamanından beri egemenliğin kalbini ve ulusal haklarını hedef alan hava saldırıları, tecavüzler, katliamlar ve yıkımlar karşısında Lübnan'ın yalnız bırakılması hakkında da hesap sorma hakkı vardır. Yönetici gücün bu konudaki yanıtı son derece utanç vericidir."

İsrail ile Savaşmanın ve Savaşı Ön Cephelerden Sürmenin Zorunluluğu

Şeyh Kabalan şuna dikkat çekti: "Mademki vakit Lübnan'ın ulusal çıkarları vaktidir ve mademki İsrail bu savaşta –kendi muhaliflerinin ve üst düzey ordu subaylarının itirafıyla– önceki savaşlarındaki kazanımlarını kaybediyor ve açıkça mevcut askeri harekâtın başarısızlığından söz ediliyorsa; Cumhurbaşkanından, Lübnan'ın özellikle kader belirleyici meselelerde ve sınır egemenliğinde uzlaşmaya dayalı birliğini, İsrail ile savaşmanın ve onu ön cephelerden sürmenin zorunluluğunu ve Lübnan ordusunun tüm sınırlara gerçek anlamda konuşlandırılmasını vurgulayan ulusal bir girişim başlatması istenmektedir; bu da derhal İsrail ile doğrudan müzakerelerden çekilme temeline dayanmalıdır."

Şeyh Kabalan sözlerini şöyle tamamladı: "Cumhurbaşkanı bu bağlamda, ulusal konumuna uygun hareket etmekle, vatanını savunmakla ve 1948'den beri Lübnan'a karşı terörist savaşlarını sürdüren İsrail düşmanına karşı genel seferberlik ilan etmekle yükümlüdür. Ulusal görev, saldırganlığı meşrulaştırmak değil, Lübnan'ı savunmaktır. Cumhurbaşkanından beklenen; İsrail'e ve onun terörizmine, Güney halkının gözüyle, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin aklı ve tarihiyle, 6 Şubat intifadasıyla ve Lübnan'ı Siyonistleştirmeye yönelik kalıcı Amerikan projesine düşme tehlikesine karşı uyarıda bulunan ilk kurucuların felsefesiyle bakmasıdır."

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha